Bazen gerçek diye nitelendirdiğimiz şu hayatın illüzyonistlerin bize sunduğu showlardan bile daha illüzyonvari bir hal aldığına inanmaktayım. Yurdum insanı sağolsun o kadar gerçekdışı olaylara maruz bırakıyor ki seni ve öyle de güzel inandırmayı başarıyor ki her birinin küçük birer David Coperfield olmadığını kim öne sürebilir?
Yoksa nasıl açıklayabilirsiniz bir belediye otobüsüne 200 kişi sığdırmaya çalışan (ve başaran!) şöför amcamın uber yeteneğini ? Ya da otobüs vaktinde gelmediğinde ve bir saat otobüs bekleyip işinize, okulunuza ya da sınavınıza geç kaldığınız için biraz da sinirle neden bu kadar geciktiğini sorduğunuzda, aslında sizin o güne kadar sürekli(!)bindiğiniz otobüsün saatlerini aslında hiç bilmiyor oluşunuzu düşünmenizi sağlayan üstün rol gücünü? David Coperfield’den daha az yetenekli olduğunu, söyleyin bakalım ahali, kim iddia edebilir?
Caffe Mocha istediğiniz halde size espresso getiren ve ısrarla onun mocha olduğu konusunda inat eden hanım garson kızımızın sizi bile içtiğinizin cafee mocha olduğuna inandıran ikna gücünü, hani, kim açıklayabilir? Üstüne üstük bir de suratındaki o küstah ifadeyle yaptığınız davranıştan utanmanıza neden olan ve neredeyse özür dileyecek bir ruh hali içerisinde suratınızı buruştura buruştura mochanızı(!) içmenize neden olan anlaşılmaz tavrını?
Yoksa nasıl açıklayabilirsiniz ki yolda havalara bakınarak gezinen yağız delikanlımız size çarptığında ve “Önüne baksana! “ dediğinde ağzınızdan korkuyla ve biraz da suçlulukla çıkan ”Çok pardon” lafını? 5 YTL’lik ürünü size 20 YTL’den açan, sonra 15 YTL’ye kapatarak size indirim yaptığını ve yalnızca size yaptığını düşündürterek günün en aptal müşterisi olmanızı, böyle güzel hem de büyük bir mutlulukla kabul ettirebilen yurdum esnafının kurnazlığını?
Nasıl açıklayabilirsiniz televizyonunuzun sesini bir gece vakti biraz fazla açtınız diye cır cır konuşan komşunuzun günlerden bir pazar günü, sabahın 8’inde, olur olmaz bir şey için zilinize basma cesareti gösterişini? Her derdinde omzunuzda ağlayan, hatta omzunuzun yaşlardan yosun tutmasını sağlayan en “yakın” dostunuzun en ihtiyaç duyduğunuz anda birdenbire -hop diye- mükemmel bir sihirbaz edasıyla ortadan kayboluverişini ? Sevgilinizin yalanlarına her defasında kanmanızı ve affetmenizi sağlayan hipnoz gücünü?
Dizden biraz yukarı bir etek giydiniz diye size “istediği” her şeyi söyleme hakkını kendinde gören yeni yetmenin çok büyük bir yanlış yapıyormuş gibi hissetmenizi sağlayan tek kişilik stand-up gösterisini nasıl açıklayabilirsiniz?
Ya patronunuzun yaptığınız her şeyi kendi yapmış gibi anlatarak müşterilerine büyük bir pişkinlikle satışını, sizi sürekli yeterince iyi olmadığınıza inandırışını ve aldığınız maaşın gözünüze çok görünmesini sağlayan inanılmaz sihir yeteneğini? Bunu nasıl açıklayacaksınız?
Peki ben? Sen? O? Biz? Her gün hangi numaralarla insanların gözlerini yanıltıyoruz? Kimleri inandırıyoruz sevdiğimize de işimize geldiği gibi, zaman zaman ortadan ikiye ayırıyor zaman zaman birleştiriyoruz? Kimlere saplıyoruz kılıçlarımızı da onları hiç yara almadan kurtulduklarına inandırıyoruz ? Şapkamızda sakladığımız hinlikleri insanlara nasıl da çiçek olarak dağıtıyoruz?
Evet, aslında hepimiz David, hepimiz Coperfield’ız. Ve bütün bu aldatmacanın ve sahtekarlığın içinde onun nasıl uçtuğuna hayret etmekteyiz.
Vay halimize…
Yazan: Gizem Dalyan